Yiğit BULUT
Henüz Yazı Eklenmemiş
Yalçın KAPSIZ
Henüz Yazı Eklenmemiş
Ahmet ACAROĞLU
ANLAYAMADIKLARIM
05 Eylül 2010 Pazar Saat 23:28
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hüseyin BAĞCI
hsynbagci@mailadresi.com
'GÖZÜNÜZ KÖR MÜ' GERÇEKTEN AVRUPALILAR
02 Mart 2010 Salı Saat 11:30

 11 Şubat'ta yayınlanan Avrupa Parlamentosu Türkiye raporu geçen yıllara nazaran AKP Hükümetini başta siyasi ve hukuki reformların yavaşlatıldığı gerçeğinden hareketle iç ve dış politika konularının bir çoğunda eleştirdi.
 Özellikle iç politikada basın özgürlüğü Ergenekon, Balyoz operasyonu gibi konuların yanı sıra çevre konularından başlayarak siyasi partiler kanununa göre bir çok konuda eleştiri ve öneriler getirdi.
 Genelde Avrupa parlamentosu raporları zaten aday ülkeler için genelde “yol haritası” niteliğindedir. Bu belgeler ile Avrupa Parlamentosu aday ülkelerin “yapmaları gereken reformları” bildirir. Tabii bu raporlar öyle her zaman günlük güneşlik olan, “ne kadar iyi yapıyorsunuz devam edin diyen” raporlardan çok, hangi konuların aciliyet taşıdığı ve AB ile uyum konusunda gerekli düzenlemelerin  ve siyasi kararların alınmasını öneren raporlardır. Bağlayıcı niteliği olmadığı için bir nevi  o ülkenin “röntgeni” gibidir, ama aday ülke o “röntgen raporlarına göre” nasıl bir diyet programı uygulaması gerektiğini bilir. Zaten Başmüzakereci Egemen Bağış"ta geçen yıl yaptığı bir açıklamada Türkiye"yi “obez birine” benzeterek, AB raporlarının bu obeziteyi azaltıp , sağlıklı bir kişiliğe dönüştürmek için bu raporların yayınlandığını söylemişti.
 Evet AB aslında bir uyum projesidir ve bunu sağlamak için aday ülkenin “acı ilaçları” bazen yutması gerekebilir. Bu sadece Türkiye değil, 1995'lerden itibaren hızlanan genişleme sürecindeki tüm ülkeler için geçerli olmuştur. Polonyalılardan başlayarak, tüm Orta Avrupa ülkelerine ve Balkan ülkelerine kadar tüm irili ufaklı ülkeler için geçerlidir. Her aday ülkenin tecrübesi ve “acıları” farklı olmuştur. Ama Türkiye gibi büyük bir ülkenin tecrübeleri tabiiki daha büyük acılara ve “acı hapları yutmasına” neden olmuştır ve bu süreç devam ettiğ müddetçe de devam edecektir. Daha doğrusu AKP Hükümetinin son 7 yılda “yutmak zorunda kaldığı acı haplar” daha önceki hükümetlerin yuttuklarından daha fazla değildir, aksine göreceli olarak daha azdır. Bir nevi “hazım kolaylaştırıcı  ilaçlar bile verilmiştir!!!
Bunlar arasında son yıllarda yaşanan reformların eksikliklerine rağmen AB"nin gösterdiği anlayıştır. 1990"lı yıllarda AB"nin Türkiye"ye başta İnsan Hakları ihalleri konuları ve PKK terörü konularında “çektirdikleri” göz önüne alınırsa, şimdi Başbakan Erdoğan"ın “yatıp kalkıp dua etmesi “ gerekir. Ecevitlerin, Demirellerin, Tansu Çillerlerin, Mesut Yılmazların AB"den “yemek yutmak zorunda kaldıkları konu ve sorunlara bakınca”, Tayyip Erdoğan gerçekten günlük güneşlik bir AB ile müzakere ediyor. Çok şanslı bir başbakan Tayyip Erdoğan bu açıdan. Dayağı diğerleri yedi, siyasi “parsayı” o topladı, topluyor.
Bu noktaya gelişimin nedeni Başbakan Erdoğan"ın geçen hafta AB Büyükelçilerine verdiği yemekte  başta Kıbrıs konusu olmak üzere, sarfettiği “AB"nin gözü körmü” şeklindeki “Davosvari çıkışı” ve onun yarattığı tepkiler. Başmüzakereci Egemen Bağış"ın bakışlarından “patron böyle konuşuyor ama AB"den paparayı biz yiyeceğiz” bakışları çok manidardı. Çünkü hemen ertesi günü İspanya"nın Ankara Büyükelçisi Joan Clos çok nazik bir şekilde Başbakan Erdoğan"ın sert çıkışını klasik AB diplomasisi  sakinliği içerisinde Türkiye"nin “böyle bağırıp çağırmaktan çok AB"yi ikna etmesi gerekir” anlamında bir açıklamada bulundu. Bunun siyasi anlamı, bizi toplayıp burada “hepimize bu güzel öğle yemeğinde haddimizi bildireceğine” bizi Hükümetinizin doğru politikalar takip ettiği konusunda inandırınızdır. Ama büyükelçide biliyorki, İngilizlerin atasözünde olduğu gibi, “bedava öğle yemeği olmaz (There is no free lunch)
 Aslında Başbakan"ın hezeyanları doğrudur!!! Çünkü AB gerçekten de Kıbrıs konusunda Avrupa Hukukunu çiğneyerek tek taraflı olarak Rum tarafını AB"ye üye yapmıştır. Bunun olmaması gerekirdi. Nitekim bizde tüm uluslararası konferanslarda ve toplantılarda AB"nin Kıbrıs konusundaki bu tutumunun yanlış olduğunu gayri resmi olarak her defasında duyuyoruz ama Türkiye"ye faydası yokki!!! Başbakan, AK Parti hükümetinin gerçektende tüm klasik Türk Kıbrıs politikalarının tersine ve Denktaş gibi bir dava adamınıda bertaraf ederek, iyiniyetli bir açılım politikası yaptı. Ama AB"nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini dışarda bırakması ve fiilen iki devlet prensibini uygulaması sonuçta AKP politikalarını hüsrana uğrattı. Başbakan AB ülkelerinin büyükelçilerine “gözünüz körmü? “ derken bu çığlığı dile getiriyordu. Burada sorun AKP hükümetinin Kıbrıs konusunda fazla iyimser olması ve AB"ye güvenmesi oldu. Şimdi vereceğim örnek, Turgut Özal"a sahip çıkmaya çalışan Başbakan Erdoğan"ın onun politikalarına tam sahip çıkmayışında yatıyor. Turgut Özal Türkiye ile Yunanistan arasında 1987 yılında yaşanan kriz esnasında ve hemen ardından başlayan Davos sürecinde (Bu Davos Tayyip Erdoğan"ın Davosun"un tersi idi) Kıbrıs ile ilgili olarak söyledikleri idi.  Prof. Dr. Gülistan Gürbey"in Almanca yazılan ama bir süre sonra METU yayınlarından çıkacak olan “Arızalı Demokrasiler ve Turgut Özal Dönemi Dış Politikaları” başlıklı çalışmasında yazdığı üzere, Turgut Özal daha 1988 yılına şöyle der. “Kıbrıs Sorununu ABD ile birlikte çözmek gerekir. Eğer bunu başaramaz ve bu Avrupa"ya kalırsa, Avrupa daima Yunanistan"ının tarafını tutacaktır ve bir çözüme ulaşmak mümkün olmayacaktır!” Şimdi gelinen noktada AB Parlamentosunun Türkiye"ye acilen Kıbrıs"tan askerlerini çek demesi sorunun çözümü açısından hiç bir anlamı olmayan bir sözdür. Kıbrıs konusunda biraz çalışma yapan herkes bunun tek taraflı olarak mümkün olmayacağını ve bir anlaşma çerçevesinde ancak mümkün olduğunu bilir. Şimdi Kıbrıs"ta yürütülen Hristofiyas-Talat görüşmeleri yine Rumların “yan çizmeleri sonucu” bir noktaya gelememiştir. Nedeni basit , Rum tarafı , Türklerin 1960 Anayasası ile tanınan siyasi egemenlik ve eşitlik prensibini verme niyetinde değilller AB i çerçevesi içinde. Kanımızca Mehmet Ali Talat  Nisan ayında yapılacak seçimleri kazanamazsa, zaten Kıbrıs konusu bir 4 yıl daha askıya alınır. Aslında Kıbrıs" ta kimin çözüm isteyip istemediği de karışmıştır. 2004 referandumunda çözüm isteyen Türklerdi, istemeyen Rumlar. Kofi Annan Planını %75 ile reddeden Rum tarafı idi. Gerisi laf-ı güzaf. Ve bizce AKP Kıbrıs konusunda gösterdiği iyi niyeti bir daha gösteremeyecek. İşte bu konuda Başbakan haklı gözüküyor, Türkiye"nin tezleri açısından ama ne fayda!!!!!
 Sonuç olarak, Başbakan Erdoğan AB konusunda pek fazla bir şey yapamayacak. Askerleri çekmek genel anlamda gerekli olsa bile bunu siyaseten yapamayacaktır. İşi zor kısacası. AB kriterleri varsa bizimde Ankara kriterlerimiz var diyen, Başbakan Erdoğan"ın İspanyol Büyükelçisinin “bizi ikna etsin” sözlerine verebileceği bir yanıt yoktur. Kıbrıs konusunda AB"yi ikna etmek mümkün değildir.Zaten AB kendi yasasını ihlal etmiştir. Nasıl ve neden ikna edeceksin. AB"nin beklentisi Adadan askerleri çekin, hemen, karşılıksız!!!
 Sanki Türkiye 1974 20 Temmuzunda askerlerini oraya tatile gönderdi!!! Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu"nun Kıbrıs politikalarını bu anlamda başarılı görmek zordur. Olan iki kişiye oldu. Tarihin önemli devlet adamlarından Rauf Denktaş"ın maruz kaldığı siyasi hakaret ve suçlamalar. Ben Rauf Denktaş"ın bu kadar hakareti , yanlış yapıyor diyerek, haketmediğini düşünüyorum. Buyrun gelinen noktaya bakın. Fazla söze gerek yok. Diğeride Başmüzakereci Egemen Bağış. Sanırım geçen haftaki yemekten sonra “Başmüzakereci” olarak, “başı” çok ağrıyacak Kıbrıs konusunda. Ama Başmüzakereci Bağış"a “ hap niteliğinde” bir akademik öğüt vererek rahatlatmak isterim: Latinlerin sözüdür.“Büyük başın , büyük başağrısı olur.” Hükümete ve Egemen Bağış"a bu anlamda “geçmiş olsun”!!!!!!

Bu yazı toplam 346 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Ali ÇITAK
Henüz Yazı Eklenmemiş
Hasan KÜÇÜKKAPTAN
KUVVETLER AYRI MI?
İbrahim ÜZREK
Henüz Yazı Eklenmemiş
ARŞİVDE ARA
SİTE ANKET
Yenilenen Web Sitemizi Nasıl Buldunuz ?
Çok Güzel Olmuş
Güzel
İdare Eder
Kötü